Masum içeriklerin yarattığı algıları inceleyin, gerçeği keşfedin...

Basından içeriklerÖzel Dosya

Türkiye’de İktidarın Siyasal İletişim Hataları

8 Dakikalık okuma

Geçtiğimiz aylarda, Türkiye’de İktidarın siyasal iletişim hataları, yine çalkantılı bir dizi gündeme sebep oldu. Özellikle son yıllarda çeşitli bürokrat ve siyasi liderlerin iletişim dili konusunda literatüre geçecek söylem ve paylaşımların aktörü olduğunu görmemek, biz iletişimciler açısından mümkün değil. “İyi iletişim” kuralları çerçevesinde kurgulanmamış her negatif söylem, yankı fanuslarının duvarını biraz daha kalınlaştırıyor. Geçtiğimiz aylarda alıntı yaptığımız Türkiye Eğilimleri 2020 araştırmasının sonuçlarında bu etkiyi görmek mümkün.

Peki geçtiğimiz aylarda, Siyasal İletişim konusunda neler yaşadık?

Öncelikle Şubat ayında yaşanan eski konuşma metinlerini tekrarlama krizine değinelim;

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Beştepe’de “Bizim Yunus Yılı” açılış töreninde yaptığı konuşma dahilinde, yabancı kelime kullanımı ile ilgili söylediği cümleler, eski meclis başkanı Binali Yıldırım’ın 2017 yılında yaptığı konuşma metninde yer aldığı görüldü.

“Ne olacak canım, ne var bunda?” diyebilirsiniz. Ancak iletişimciler, her tonlamanın, her hareketin, her virgülün yapılacak konuşmayı tamamlaması ve söz konusu siyasal iletişimde, seçmende aidiyet duygusu oluşturması için çaba gösterir. Burada da aynı konuşmanın 4 yıl arayla tekrarlanması, özellikle ana akım medya kanallarında yer bulmasından sonra siyasi rakiplere koz vereceği gibi seçmen nezdinde görülen saygıyı da etkileyecektir. (Bu örnek için medyada yer alan haberleri inceleyebilirsiniz.) Cumhurbaşkanı iletişim danışmanlarının bu konu ile ilgili epey mesai yaptığını söylesek yanılmış sayılmayız.

Bir bürokratın, seçilen siyasi isimler ile polemiğe girmesi

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 17 günlük kapanma ile ilgili yaptığı; “Her türlü desteği vermenin gayreti içerisindeyiz, buna rağmen sıkıntıya düşen esnafımız, çalışanımız olduysa hepsinden hellalik istiyoruz” açıklamasının ardından yüzbinlerce vatandaş Twitter üzerinden #HelalEtmiyorum hashtag’i altında düşüncelerini dile getirmişti. (Kaynak: Duvar) Buna karşılık CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu; “Helalleşelim kesinlikle. Türkiye için erken seçim çağrısı yapıyorum. Seçim! Hemen! Hemen seçim” tweet’ini paylaştı. İletişim Başkanlığı görevini yürüten bir bürokrat olan Fahrettin Altun’un polemik içerisine dahil olmasına kadar siyasal iletişim açısından bir sorun olmadığını söyleyebiliriz.

Bir bürokratın siyasi liderler ile polemiğe girmesi ülkemizde ilk kez yaşanmıyor. Ancak bu gibi durumlar, doğuracağı sonuçlar açısından normalleştirilmemesi gereken bir iletişim hatasıdır. Özellikle konuyu, örnekteki gibi alakasız bir bağlam üzerinde kurgulamak, “Bağlamdan koparma” örneği ile bilgi dezenformasyonunun en yaygın türlerinden biridir. (Kaynak: Teyit)

Bürokrat Fahrettin Altun’un, seçilen siyasi liderler ile ilk polemiği değil

22 Mayıs akşamı hatırlarsanız CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Twitch yayıncısı Jahrein’in konuğu olmuştu. (Kaynak: Program) Kemal Kılıçdaroğlu burada yaptığı bir açıklamada gençlere seslenerek; “Seçildikten sonra 6 ay içinde her şeyi düzelteceğiz, göreceksiniz.” ifadelerini kullanmıştı. Yayından bir gün sonra 23 Mayıs 2021’de Fahrettin Altun, bu kez konuyu yine bağlamdan kopararak cevaben; “Yalan, iftira ve yapay krizlerle gündemi kuşatma altına almaya çalışanlar şimdi de 6 ay sonrası için boş vaatler vermeye başladı. Seçimlerin tarihi bellidir. 6 ay sonra ne olacak ki böylesine cüretkâr sözler söyleyebiliyorsunuz? Hayırdır! Yine kimlerin dolduruşuna geldiniz?” tweetini atmıştı.

Bu gibi asılsız iddiaların, bilgi dezenformasyonlarının ve özensiz, ayrıntıyla düşünülmeden girilen polemiklerin yüksek mertebedeki bir bürokratın makamına duyulan saygının yitirilmesine sebep olacağı gibi toplumun bu gibi kurumlara karşı algısını da negatif yönde şekillendirecektir. Bilgi dezenformasyonu, iç siyasal iletişime geri dönüşü olmayan zararlar verebilecek, hatta totaliterizme kapı aralayabilecek bir uygulama olarak görülüyor. (Kaynak: Totaliterizm ve Dezenformasyon) Ayrıca tüm bunlara rağmen Fahrettin Altun, geçtiğimiz günlerde Anadolu Ajansı’nın web sitesinde dezenformasyon siyasetinin ulusal güvenliği tehdit eden bir uygulama olduğuna dair yazı da kaleme aldı. (Kaynak: Hakikat öncesi çağda bir ulusal güvenlik tehdidi olarak dezenformasyon ve manipülasyon siyaseti)

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, bir çocuğun başına vurarak uyarması

4 Eylül 2021 tarihinde Rize’de Salarha Tüneli Açılış Töreni’ne katılan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, kurdeleyi erken kesen çocuğun başına orta parmağının eklem boğumuyla vurması dikkat çekti. Bunun yanında, açılıştaki diğer çocuğa “Ulan” şeklinde hitap etmesi de ayrı bir iletişim dili hatası olarak karşıya çıkıyor.

Peki, bu görüntüler neden olay oldu?

Öncelikle bir devlet başkanının bir çocuğu uyarması ya da çocuğa masumane tavırla da olsa vurması iyi bir iletişim malzemesi değildir. Kaldı ki, sadece iletişim açısından değil, Pedagojik olarak da yetişkin bireyin çocuğa vurarak bir şeyler anlatması tavsiye edilen bir yöntem değildir. Bunu kameralar karşısında yapması ise siyasi rakiplerine malzeme vermesine neden olur. Bu durum, siyasi figürü savunma pozisyonuna alır. Sonucunda ise rakiplerinin üstüne yüklendiği bir gündem ile karşı karşıya kalınır. Aslına bakarsanız, böyle bir durum karşısında, karşı iletişim hamlesi olarak savunmaya geçmek etkili bir yöntem değildir. Ne yazık ki, bu açıdan gidilebilecek pek fazla yol yok. En etkili yöntem, böyle bir durumla karşı karşıya kalmamak.

"Ulan" Hitabında ısrar neden?

Günlük yaşamda bile iletişim kurduğumuz kişilerle “Ulan” kelimesini kullanmamaya özen gösterirken siyasilerin kameralar karşısında bu kelimeyi kullanması, halk nezdinde hoş karşılanacak bir durum olmasa gerek. Danışmanlarının uyarılarını dikkate almaması ya da danışmanlarının iyi bir iletişim metodu çizmemesi, siyasi figürleri bu gibi olumsuz sonuçlara taşıyor.

Ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu konuşmasında örnek verdiği 45 tl. burs dönemi, 2001 yılını içeriyor. 2001 yılında aylık ortalama net asgari ücret 122 liraydı. Dolar kurunun da yıllık ortalama 1 lira 23 kuruş olduğu bu senede asgari ücret aylık 99,3 dolara denk düşüyordu. Geçen yirmi yılda asgari ücret enflasyona bağlı biçimde artarken Türk Lirası da dolar karşısında değer kaybetti. Yani kısaca 2001 yılında burs ücretleri asgari ücretin %36’sına denk gelirken günümüzde %23’üne tekabül ediyor. (Kaynak: Duvar) Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendinin ya da danışmanlarının kurguladığı iletişim stratejisi çerçevesinde, uzun yıllar öncesi ile karşılaştırma metodunu izlediğini görüyoruz. 2012 yılında bir tren garı açılışında 10. Yıl marşına atıfta bulunarak; “Biliyorsunuz 10. Yıl Marşı’nda geçer, demir ağlarla ördük falan… Neyi ördün hiçbir şeyi örmüş falan değilsin, ortada duranlar belliydi. Demir ağlarla şimdi Türkiye’yi biz örüyoruz” demişti. (Kaynak: Habertürk)

Geçtiğimiz günlerde ise Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaşanan ekonomik krizi işaret ederek 2001 krizinin etkilerinin hala devam ettiğini belirtmişti. Bu tür karşılaştırmaların siyasal iletişim ya da “İyi İletişim” yönünde yapıcı bir örneği ne yazık ki bulunmuyor. Aksine, genellikle seçmeni seçim öncesi partiye bağlama amacı güden bu tür iletişim metotları (Ethos), iki farklı seçmen grubu arasındaki kutuplaşmayı giderek derinleştiriyor. (Kaynak: Ethos yönelimli siyasi retorik)

Cumhurbaşkanı’nın canlı yayında uyuma görüntüleri, neden bir iletişim hatası?

Devlet başkanları, kutlama mesajları ya da aciliyet taşımayan mesajlarda genellikle canlı yayın tercih etmez. Danışmanlar nezdinde de önceden kayıt edilmiş görüntüler, servis edilmeye daha müsait görülür. Çünkü editleme işlemi istenilen ölçekte gerçekleştirilebilir. Cumhurbaşkanı Erdoğan da bugüne kadar vereceği mesajları canlı yayın üzerinden yapmamış, genellikle kayıt edilen görüntüler servis edilmişti. Anadolu Ajansı Yöneticisi Yusuf Özhan, AA’ya verdiği bilgilendirme metninde, yayının Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nden canlı olarak yayınlandığını söyledi. Fatih Altaylı yazdığı köşe yazısında ise bu olayı; “Çok yakınında birilerinin Cumhurbaşkanı’nı zor duruma düşürmek istediğine işaret eder.” şeklinde ele aldı. Bu konu dahilinde ikinci iletişim hatası ise, Cumhurbaşkanı’nın bayramlaşma yayınına çizgili bir Tshirt ile katılması. Dini ya da Ulusal özel günlerde devlet erkinin takım elbise ile halkın karşısına çıkması iletişim kurallarında bir protokol geleneği olarak görülür. (Kaynak: Evrensel)

Siyasette inat iletişimi, geri dönüşü olmayan bir bataklık mı?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hemen hemen her icraatında dile getirdiği “Çatlasanız da patlasanız da yapacağız, inadına yapacağız!” gibi söylemler 1940’ların eski siyaset diline ait olsa da “İnat ve İnançlılık” kavramları üzerinden kendi seçmen kitlesini etkilemeye devam edebiliyor.

Bu söylemler kendisine yakın hisseden kitle üzerinde “İnançlı, davasına bağlı” etkisi yaratıyor. (Kaynak: Duvar) Aslında yaratıyordu. Yeni kuşak seçmen kitlesinin siyasi düşüncelerini dile getirmesi ve oy dağılımı üzerindeki etkisi gösteriyor ki, yeni siyaset dilinde inat ve inatçılık kavramları değil, fayda, yumuşak dil ve samimiyet kavramları önümüzdeki dönemin oy dağılımlarını derinden etkileyecek.

Metropoll-Türkiyenin-Nabzı-Ağustos-2021-tablo-araştırma-seçim-anket

Siyasal iletişim danışmanlarının bu durumu görmemiş olması, dahası bu “Dava Bağlılığı”nı arkada bırakmanın tabanda yaratacağı huzursuzluğu perdeleyemecek olmanın çaresizliği, “Davadan Dönüş”ün siyasi kariyeri noktalama ihtimali, tüm bu iletişim stratejisinde bir bataklık gibi debelendikçe dibe çekiyor. Bir güç göstergesi olarak “İnatlaşma Stratejisi” kısa yoldan kendi seçmen kesiminde siyasi bütünleşme sağlayabiliyor ancak, tarihte de görüldüğü gibi güç, ona sahip olamayanı yok ediyor.

İçeriklerimizi ne sıklıkla ve hangi sorularla değerlendiriyoruz?
Yazımda veya prodüksiyonda hangi etik çerçevede rota çiziyoruz?
Etki ettiğimiz kitlede nasıl bir yankı uyandırıyoruz?

Karşı tarafa bir mesaj olan söylemler ve içeriklerin, bizi anlaşılır kıldığını unutmamak gerek. İletişim Stratejileri ilgini çekiyorsa, Daha iyi bir iletişim stratejisi nasıl olmalı? başlıklı önceki yazımızı okuyabilirsin. 

Kaynaklar:
Duvar
Metropoll Araştırma
T24
Evrensel
Dergipark
Habertürk
AA
Teyit

metrikia-logo-bilişsel-temelli-içerikler-banner

11 posts

Yazar Hakkında
Uzun yıllar reklam ajanslarında görev aldıktan sonra bir süre freelance olarak marka danışmanlığı yaptı. Bunun yanı sıra Branding Türkiye’de köşe yazarı ve konuşmacı olarak yer aldı. 2020’de, Metrikia İçerik ve İletişim’in kurucuları arasında yer aldı. 2021’de İçerik Algısı’nı kurdu ve halen Genel Yayın Yönetmeni olarak görev alıyor ve analizlerini paylaşıyor.
Yazıları
İlgili İçerikler
İç GörülerÖzel Dosya

Persona Nedir? Neden Kullanılır?

4 Dakikalık okuma
Hizmetinizi, ürününüzü, markanızı veya kişisel algınızı, farklı kitlelerde en etkili şekilde temsil etmek için araştırmanıza dayanarak oluşturduğunuz kurgusal karakterlere Persona denir. Mesaj verdiğiniz kitlenin kurgusal profilini yaratmak, onların ihtiyaçlarını, deneyimlerini, davranışlarını ve hedeflerini anlamanıza yardımcı olur.
Basından içeriklerÖzel Dosya

İstanbul Sözleşmesi Yürürlükten Kaldırıldı

3 Dakikalık okuma
İstanbul Sözleşmesi neden yürürlükten kaldırıldı sorusu şüphesiz dün gece yarısı aniden çıkarılan bir kararname ile gündemde yer buldu.
İç GörülerÖzel Dosya

Daha İyi Bir İletişim Stratejisi Nasıl Olmalı?

5 Dakikalık okuma
İçerik Algısı’nın kuruluş odağında etkili ve iyi iletişim nedir, nasıl olmalıdır sorularına cevap aramak ve içerik tüketen herkese bunun cevaplarını aşılamak yatıyor…
İçerik Algısına Abone Ol !

Sadece haftalık olarak, en önemli içeriklerden bir özet maili alacaksın. Ve seni asla rahatsız etmeyeceğiz...